Defne cumartesi sabahı mutfağa girdiğinde, yemek masasının kendi kendine hazırlanmadığını ilk kez fark etti.
Çay bardakları dolaptan yürüyerek çıkmamış, ekmek tabağa kendi kendine, zıplayarak gelmemişti.
Annesi çay demliyor, babası bulaşık makinesini boşaltıyor, küçük kardeşi ise sandalyeye tırmanmaya çalışıyordu.
Defne tam o an, evdeki bütün işlerin görünmez iplerle birbirine sımsıkı bağlı olduğunu düşündü.
"Peki bu evde, bu takımda benim işim ne?" diye sordu aniden merakla.
Babası hemen uzun ve sıkıcı bir görev listesi saymadı. Sadece sevgiyle gülümsedi.
Onun yerine içeriden küçük, renkli bir kutu getirdi. İçine tam üç tane kart koydular.
Kartlarda şunlar yazıyordu: Peçeteleri dizmek, saksıdaki çiçekleri kontrol etmek, akşamdan çantayı hazırlamak.
Defne o gün peçete kartını seçti. Sofrayı kendi elleriyle tamamlamak çok kolay ve eğlenceliydi.
Ama pazar akşamı oyun oynarken çanta hazırlama kartını tamamen unuttu ve öylece uyudu.
Pazartesi sabahı defterini ararken çok telaşlandı, her şey birbirine karıştı ve canı çok sıkıldı.
Annesi ona "Bak, ben sana söylemiştim!" demedi. Sadece usulca gidip o küçük kutuyu gösterdi.
"Bu kart, senin kendi sabahını kolaylaştırman ve daha rahat etmen için oradaydı," dedi.
Defne o akşam çantasını özenle hazırladı. Kalem kutusunu, kitabını ve suluğunu tam yerine yerleştirdi.
Birkaç gün sonra kutuya yeni bir kart daha ekledi: Kardeşime ayakkabısını bulmada yardım etmek.
Defne artık biliyordu: Sorumluluk almak tek başına yorulmak değil, bu evin çok önemli bir parçası olmaktı.




