Okul bahçesindeki eski tahta köprü, aslında sadece kum havuzunun üstünden geçerdi. Ama çocuklar ona Büyük Nehir Köprüsü derdi.
Salı günü Arda, köprünün bir ucuna geldi. Elinde kırmızı kağıttan yaptığı yepyeni bir gemi vardı. Onu yüzdürmek için sabırsızlanıyordu.
Köprünün diğer ucunda ise Mira duruyordu. Özenle topladığı parlak yapraklardan, kendine gizli ve güvenli bir ada kurmuştu.
Mira, Arda'nın gemisini görünce endişelendi. 'Buradan geçemezsin!' diye seslendi. 'Eğer geçersen adama çarpıp onu bozabilirsin.'
Arda'nın yanakları hemen kızardı. Kaşlarını çattı ve 'Ama bu köprü herkesin! Geçmek benim de hakkım,' diye yüksek sesle itiraz etti.
Mira da ellerini beline koydu. 'Ben bu adayı yapmak için çok uğraştım! Senin gemin yüzünden yıkılmasına izin veremem!'
Sesler yükselirken öğretmenleri yanlarına geldi. Hemen bir karar vermek yerine, köprünün tam ortasına pürüzsüz, gri bir taş koydu.
'Bu bizim dinleme taşımız,' dedi öğretmenleri. 'Taş kimdeyse önce kendi ne istediğini söylesin, sonra diğerinin ne hissedebileceğini tahmin etsin.'
Arda taşı eline aldı, derin bir nefes aldı. 'Ben sadece kendi yaptığım kırmızı gemimi nehirde yüzdürmek istiyorum,' dedi.
Sonra biraz durakladı, Mira'nın kurduğu adaya baktı. 'Sanırım Mira, o kadar uğraştığı adasının bozulmasından çok korkuyor.'
Taşı Mira aldı. Yapraklarına bakarak, 'Ben saatlerce uğraştığım adamı korumak, onun dağılmasını engellemek istiyorum,' dedi yavaşça.
Sonra Arda'nın elindeki gemiye baktı. 'Galiba Arda da o güzel gemisinin suda nasıl gittiğini görmek için çok heyecanlı.'
İkisi de bir an sessizce durdular. Köprü aynıydı, su aynıydı ama sanki aralarında yepyeni, görünmez bir yol açılmıştı.
Sonunda Arda gemisini nehre indirdi ama çok yavaş ve dikkatli ilerletti. Suyu hiç dalgalandırmamaya çalışıyordu.
Mira da yaprakları biraz kenara çekti ve adasının yanına küçük, güvenli bir liman yaptı. Gemi usulca oraya yanaştı.
O gün Büyük Nehir Köprüsü, sadece kum havuzunun değil, iki farklı düşüncenin ve duygunun da üzerinden geçmiş oldu.




