Ada'nın etrafında, sadece kendisinin hissettiği ve bildiği görünmez bir sınır çizgisi vardı.
Bu çizgi bazen kollarının hemen etrafında, bazen de bütün bedeninin çevresinde kocaman dururdu.
Ada sevdiklerine sarılmayı çok severdi. Sabahları uyanınca annesine kocaman sarılırdı.
Akşamları ise kedisinin yumuşacık tüylerine dokunup onu sevmeye, onunla oynamaya bayılırdı.
Ama bir gün parkta oynarken, komşu teyze ona doğru kollarını iki yana açarak yaklaştı.
"Gel bakayım buraya, seni kocaman bir öpeyim!" dedi çok yüksek bir sesle.
Ada'nın içindeki o görünmez çizgi, birdenbire geriye doğru çekildi. O an hiç sarılmak istemedi.
Ada hemen annesine baktı. Annesi ona güven veren, sıcacık bir gülümsemeyle yanına yaklaştı.
"Ada eğer şu an sarılmak istemiyorsa, sana sadece el sallayabilir," dedi annesi sakin bir sesle.
Ada rahatlayarak uzaktan el salladı. Komşu teyze önce şaşırdı, sonra o da gülerek el salladı.
Eve dönerken Ada annesinin elini tuttu. "Anne, ben az önce ona ayıp mı yaptım?" diye sordu.
Annesi durdu ve Ada'nın gözlerine baktı. "Hayır canım. Senin bedenin sadece sana ait."
"Sevgi göstermek bazen sıkıca sarılmaktır, bazen el sallamaktır, bazen de sadece gülümsemektir."
Ada o gün odasında kendi sınır çizgisinin resmini çizdi. Çizgisinin ortasına küçük bir kapı koydu.
O kapı bazen "Sana sarılmak istiyorum" demek için açılır, bazen de "Şimdi istemiyorum" diyerek kapanırdı.
Ada artık biliyordu: Hayır demek bedenini dinlemektir. Karışık bir şey olursa annesine anlatmak en doğrusudur.




