Bir varmış bir yokmuş, başında her zaman kırmızı bir başlık taşıyan, sevimli mi sevimli bir kız varmış. Herkes ona Kırmızı Başlıklı Kız dermiş.
Bir gün annesi ona bir sepet vermiş: "Yavrum, ninen biraz hasta. Şu taze ekmekle balı ona götürür müsün? Ama yoldan ayrılma, dosdoğru git."
Kırmızı Başlıklı Kız sepeti almış, neşeyle ormana doğru yola koyulmuş. Kuşlar ötüyor, çiçekler gülümsüyormuş.
Yolda bir kurt çıkmış karşısına. "Merhaba küçük kız, nereye böyle?" demiş. Kız da "Ninemin evine gidiyorum" demiş. Kurt sinsi sinsi gülümsemiş.
Kurt hızlıca ninenin evine koşmuş ama nine onu pencereden görüp hemen dolaba saklanmış. Kurt da yatağa girip yorganı çekmiş, nine gibi yapmış.
Kırmızı Başlıklı Kız gelince yataktakine bakmış: "Nineciğim, kulakların ne kadar büyük!" "Seni daha iyi duymak için yavrum." "Gözlerin ne kadar büyük!" "Seni daha iyi görmek için!"
Tam o sırada ormanda çalışan iyi yürekli bir avcı, kızın sesini duymuş ve kapıya koşmuş. Kapıyı çalıp gür sesiyle "Burada neler oluyor?" diye seslenmiş.
Kurt korkup yorgandan fırlamış ve pencereden ormanın derinliklerine kaçıp gitmiş. Bir daha da o köyün yakınına hiç uğramamış.
Dolaptan çıkan nine, torununu sımsıkı kucaklamış. Üçü birlikte sofraya oturup ekmekle balı yemişler.
Kırmızı Başlıklı Kız o gün şunu öğrenmiş: Annemiz "yoldan ayrılma" dediğinde, bizi sevdiği için söyler. Onlar yiyip içmiş, mutlu mesut yaşamışlar.
