Yumuşacık bir yatakta, kocaman gözlü minik bir bebek vardı. Elleri küçücük, parmakları tombul tombul. O gün bir şey keşfedecekti: kendi ellerinin ve sesinin sihrini.
Küçük eli masaya indi: tak! Bir ses geldi. Bebek bir an şaşırdı. Sonra yine indirdi: tak tak! Yine ses! Vurdu, ses geldi. Vurdu, yine ses geldi. 'Ben yapınca oluyor,' der gibi kıkırdadı. Her seferinde bir kahkaha.
Sonra iki minik el birbirine değdi: şap! Anne baktı, gülümsedi ve o da ellerini çırptı: şap şap! Bebek bir daha yaptı, anne bir daha. Ben yapıyorum, annem cevap veriyor. Gidip gelen bir oyun — ikisinin arasında minik, tatlı bir sohbet.
Bebek kocaman gülümsedi. Ve ne oldu? Annesi de gülümsedi! Bebek sesini çıkardı: 'agu!' Anne 'agu!' dedi geri. Ben ne yaparsam, dünya bana sıcacık bir karşılık veriyordu. Küçük kalbi güvenle doldu: burada sesim duyuluyor, ben önemliyim.
Gün bitti, ışıklar yumuşadı. Anne bebeğini sıkıca sardı. 'Sen bir şey yapınca ben hep buradayım,' dedi usulca. Bebek, ellerinin ve sesinin sihrini öğrenmişti — ama en güzel sihir, sevildiğini bilmekti. Minik eller yavaşça açıldı, gözler kapandı, mışıl mışıl uykuya daldı.
