Mahallenin tepesindeki çayırda her yaz bir uçurtma yarışı yapılırdı. Bu yıl Deniz haftalarca hazırlanmıştı: çıtaları tek tek seçmiş, kâğıdı kırmızıya boyamış, kuyruğunu tam dengede bağlamıştı. "Bu sefer birinci ben olacağım," diyordu herkese. İçinden de buna o kadar emindi ki, kaybetmek hiç aklına gelmiyordu.
Yarış günü çayır çocuk doluydu. En yakın arkadaşı Ela da oradaydı; onun uçurtması sade, beyaz, biraz eski püskü görünüyordu. Deniz gülümsedi: "Benimki seninkinden çok daha hızlı uçar." Ela omuz silkti. "Bakalım," dedi sakince.
Düdük çaldı. Onlarca uçurtma birden gökyüzüne fırladı. Deniz'in kırmızı uçurtması bir ok gibi yükseldi — gerçekten çok güzeldi. Kalbi gururla doldu; sanki kazanmış gibiydi bile.
Ama tepede rüzgâr huysuzdu. Bir aniden yön değiştirdi, bir aniden kesildi. Deniz uçurtmasını sertçe çekti, zorladı, kazandırmaya çalıştı. Oysa Ela ipini hiç germiyordu; rüzgâr alçalınca ipi gevşetiyor, yükselince usulca topluyordu. Onun beyaz uçurtması, sanki rüzgârla kavga etmek yerine onunla dans ediyordu.
Derken Deniz'in gergin ipi, ani bir esmeyle 'pıt' diye koptu. Kırmızı uçurtma bir an havada asılı kaldı, sonra yavaşça aşağı, uzaktaki çalılara doğru süzüldü. En tepede ise tek bir uçurtma kalmıştı: Ela'nın beyaz uçurtması.
Deniz'in boğazına bir yumru oturdu. Yüzü kızardı, gözleri yandı. İçinden bir ses "Haksızlık bu! Rüzgâr yüzünden!" diye bağırmak istiyordu. Bir an Ela'ya küsüp çayırdan koşarak gitmeyi geçirdi aklından.
Tam o sırada Ela yanına geldi, hâlâ ipi elinde, soluğu kesilmiş. "Çok güzel uçuyordu seninki," dedi içtenlikle. "En yükseğe ilk seninki çıkmıştı." Deniz arkadaşının gözlerinde alay değil, gerçek bir sevgi gördü. Ve o yumru biraz çözüldü.
Derin bir nefes aldı. Kaybetmek hâlâ canını acıtıyordu — bu his bir anda yok olmadı. Ama Deniz elini uzattı: "Tebrik ederim. Sen rüzgârı benden iyi tanıdın." Söylemesi zordu, yine de söyleyince içi tuhaf bir biçimde hafifledi. Ela elini sıktı, ikisi de güldü.
Akşam eve dönerken Deniz, kopan uçurtmasını çalıların arasından bulup almıştı. Annesi "Üzgün müsün?" diye sordu. Deniz biraz düşündü. "Biraz," dedi. "Ama bir şey öğrendim: kazanmak güzel, ama nasıl oynadığın daha çok kalıyor insanda. Hem seneye ipi ne zaman gevşeteceğimi artık biliyorum." Annesi gülümsedi; o gün Deniz bir yarıştan çok daha değerli bir şey kazanmıştı.
