Çiçeklerle kaplı bir çayırın kenarında, sırtı minik dikenlerle dolu, tatlı mı tatlı bir kirpi yaşardı. Adı Diken’di ama aslında dünyanın en yumuşak kalpli kirpisiydi.
Diken o kadar iyi kalpliydi ki kimseye “hayır” diyemezdi. En sevdiği oyuncağını isteyene hemen verir, oynamak istemediği oyuna bile “peki” derdi. Çünkü birini üzmekten çok korkardı.
Bir gün tavşan geldi: “Diken, bütün kurabiyelerini bana verir misin?” Diken aslında çok acıkmıştı ama “olur,” deyip hepsini verdi. Karnı guruldadı ama sesini çıkaramadı.
Sonra sincap geldi: “Hadi ağaca tırmanalım!” Diken yorgundu, dinlenmek istiyordu. Ama yine “peki,” dedi. Akşam olduğunda Diken çok yorgun, çok aç ve biraz da üzgündü.
Annesi onu öyle bitkin görünce yanına oturdu. “Diken’im, ne oldu?” diye sordu usulca. Diken içini döktü: “Herkese ‘evet’ diyorum ama içim hiç iyi değil.”
Annesi onu kucağına aldı. “Canım benim,” dedi, “‘hayır’ demek kötü bir şey değildir. Kendini korumak için bazen ‘hayır’ demek gerekir. Hem de kimseyi kırmadan, nazikçe.”
“Nasıl yani?” dedi Diken. Annesi gülümsedi: “‘Şu an paylaşmak istemiyorum’ diyebilirsin. Ya da ‘şimdi yorgunum, birazdan oynarız’ diyebilirsin. Bu kabalık değil, kendine sahip çıkmaktır.”
Ertesi gün tavşan yine kurabiye istedi. Diken derin bir nefes aldı: “Bir tanesini seve seve paylaşırım ama hepsini veremem, çünkü ben de acıktım,” dedi. Tavşan “Tamam, teşekkürler!” deyip bir kurabiye aldı, hiç de kırılmadı.
Diken şaşırdı: nazikçe “hayır” deyince kimse üzülmemişti! Üstelik kendi içi de rahatlamıştı. O akşam karnı tok, kalbi huzurlu uyudu.
Küçük kirpi şunu öğrendi: herkese “evet” demek nezaket değilmiş. Kendine sahip çıkmak, sınırını nazikçe söylemek de iyi bir şeymiş. ‘Hayır’ demek, hem kendini hem de gerçek arkadaşlıkları korurmuş.
