Sen anlatma, o anlatsın
Klasik okumada metni sen okursun, çocuk dinler. Sohbet ederek okumada ise dümeni yavaşça ona bırakırsın: 'Bu resimde ne görüyorsun?', 'Sence şimdi ne olacak?', 'Sen olsan ne yapardın?' Bu açık uçlu sorular, çocuğu kendi kelimelerini kurmaya iter.
Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), sayfada yazanı tekrarlamak yerine çocuğa sorular yöneltmenin dil ve düşünme becerilerini belirgin biçimde beslediğini vurguluyor. Sihir, çocuğun konuşan taraf olmasında.
Cevabını al, üstüne bir tuğla koy
Çocuk kısa bir cevap verdiğinde onu olduğu gibi bırakma, nazikçe genişlet. 'Köpek kaçıyor' dediğinde 'Evet, köpek korkmuş galiba, hızlıca bahçeye kaçıyor' diye ekle. Onun cümlesini alıp biraz daha zenginleştiriyorsun.
Doğru cevabı aramıyoruz. Çocuk hikâyeyi 'yanlış' tahmin etse de övgüyle karşıla — önemli olan tahmin etmesi, düşünmesi, konuşması. Akıl yürütmenin kendisi ödül.
Kendine de nazik ol
Her sayfada soru sormana gerek yok; bazı geceler sadece okuyup uyumak en doğrusudur. Tek bir iyi soru bile, soru sormayan bir okumadan daha fazlasını verir.
Aklına 'doğru' soru gelmiyorsa zorlama. 'Hımm, sence bu ne ki?' kadar basit bir merak bile çocuğun zihnini açar. Mükemmel bir öğretmen olmana gerek yok.